Ana-okulu; kapsayan, koruyan alan. Ta ki hamilelikle başlayan koruma içgüdüsü, ‘ben’imizi koruyan kutsal varlığın okul adı olması tabiki çok değil. Ancak düşündünüz mü; neden sonrasında babaya atıfta bulanacak bir mecra, ya da okul yok? Çünkü belki de okulun kendisi, babayı temsil etmektedir de ondan. Çünkü baba, içindekini dışa yansıttığın ortam, yüreğinin götürdüğü yere eşlik eden el, gerektiğinde durmayı hatırlatan nesnedir. Okulda böyle değil midir? Çocuk, ilişkiyi belki de anneden öğrenir ama ilişkilerini yürütmeyi babayla öğrenir. Ancak henüz baba-çocuk ilişkisi yeterince incelenen bir alan değil. Diğer yandan gün geçtikçe, hayatın kompleksli yüzü daha da belirdikçe, hayat telaşının yüzümüze esmesiyle, etrafımızı belirsizlik besledikçe, çocuğa yetişmekte zorlandıkça,  biz biraz daha atıf yapmaya başladık; baba-çocuk ilişkisinin anlamları üzerine… Tabi yine anne kanalıyla.

 

Anne bebeğini arzulamaya başladığından itibaren; bebeği tasarlamaya, onu mutlu etme arzusuyla, özel bir bağ kurmaya girişmektedir. Bu arzuyu doğuran en başat figürler anne adayının babası ve sevdiği adamdır. Babasıyla kurduğu ya da kuramadığı ilişkiden yola çıkarak sevdiği adamla oluşan güçlü bağ ve güven ilişkisi sayesinde annelik arzusu gerçeğe dönüşür. Sevdiği adamla Anneliğe adım atan kadın, eşinin de vermiş olduğu güven sayesinde, bedeninde hissetmeye başladığı bebekle anlamlı bağ kurar. Zamanla kendini belli eden bebek, yer değiştirmesi ve hareketleriyle annenin daha g